‘Erkek Sağlığı’ kategorisi için Arşiv

Eşcinsellik Homoseksüellik – Homoseksüalite

Pazar, 22 Şubat 2009

Eşcinsellik Homoseksüellik-Homoseksüalite

Kişinin cinsel olarak kendi cinsine ilgi duyması olarak tanımlanabilir. Belli bir süreç sonunda erkek eşcinseller kendilerini gey kadınlar kendilerini lezbiyen olarak tanımladı. Bu gün halk tarafından pek bilinmeyen bu kelimeler Türkiyede yaşayan eşcinseller arasındada benimsendi ve sıklıkla kullanılmaya başlandı. Eşcinsellik uzun yıllardır bilim çevreleri de dahil olmak üzere bir kimlik bozukluğu, hastalık, sapıklık gibi olumsuz ifadelerle tanımlanmıştır. 1974 yılında Amerikan Psikiyatri Birliği ve daha sonra 1992 yılında Avrupalılar (ICD) homoseksüelliğin ruhsal bir bozukluk olmadığı kararını almışlar ve bu kavramı hastalık sınıflandırmalarından çıkarmışlardır. Ancak bugün bile bu konu, halkta, politikacılar arasında ve bilim çevrelerinde tartışılmaktadır. Ancak bilimsel olarak bakıldığında eşcinselliği benimsemiş ve bu kimliği ile barışık olan grupta ruhsal sorunların ya da bir kimlik bozukluğunun olduğunu bildiren bir veriye rastlanmamaktadır. Ancak eşcinsel kimliğinden kurtulmaya çalışan, homofobik ya da baskı altında olan grupta ruhsal sorunlar heteroseksüellere (karşı cinse ilgi duyanlara göre daha yüksek gibi görünmektedir.

Eşcinsellik değiştirilebilir mi?
Heteroseksüelliğe (karşı cinsellik) dönüşme isteği ile ilgili bazı analitik yaklaşım ve davranışçı terapiler mevcut olup başarıları oldukça şüphelidir. Bu terapiler eşcinselliği heteroseksüellikten daha az arzulanır hale getirmeye ya da eşcinsellikten alınan zevki azaltmaya yöneliktir; gerçekten iyi motive bir gurupta bile sağlanacak çözüm çok yüksek oranda geçici olacak, kişinin fantezileri değiştirilemeyecektir. (Isay).

Bancrofta göre eşcinselliği heteroseksüelliğe dönüştürmeye çalışmak, . toplumun bu konudaki olumsuz tutumuna katkıda bulunmaktır; kişi aslında bu dönüşümü gerçekten istememekte, başedemediği çeşitli baskılar nedeniyle istemektedir. Yazar ayrıca dönüşüm amacıyla yapılacak terapinin doğal olamayacağını savunmaktadır. Terapist toplum baskısı ve başvuran için en iyisini yapma konusunda bir ikilem içinde olabilir ancak en azından homoseksüelliği kabullenmenin bir alternatif olarak başvurana sunması gerekmektedir (Bankroft1989). Terapist, başvuranın o anda üstündeki baskıları ve neden başvuruda bulunduğunu ortaya çıkarmalı ve terapinin hedefini netleştirmelidir. Örneğin bazıları terapiste yalnızca güvence ya da izin almak için gelmiş olabilir.

Eşcinselle terapi: Eşcinselliğini kabullendiği halde bu konuda sıkıntı duyan kişi terapiye devam etmek isterse çalışılması gerekebilecek konular genelde 4 başlık altında toplanabilmektedir.
1-Eşcinsel duygular ve aşkla ilgili suçluluk duyguları.
2-Aynı cinsten biriyle beraber kapalı bir ilişki kurmanın yaratacağı zorluklar.
3-Eşcinsel ilişkideki cinsel güçlükler.
4-Toplumla ilgili ortaya çıkabilecek çatışmalar.

Ergenlerde dikkat edilmesi gereken noktalar (Davies 1996):
1) Başvuranın gizliliğine saygı gösterilmeli
2) İzin verilmesi durumunda aile görüşmesi yapılmalı, ailenin ergeni ya da kendini suçlaması önlenmeli. Ergeni izole etmenin doğuracağı kötü sonuçları bilimsel bir biçimde anlatmalı.
3) Eşcinsellik hakkında daha ayrıntılı bilgi verilmeli.
4) Sorunun kişinin eşcinselliği değil homofobi olduğu vurgulanmalı.
5) Ergenle öz-güven arttırıcı çalışmalar yapılmalı
6) Ergen ve aile için ayrı ayrı hizmet veren eşcinsel kuruluşların ve yayınların listeleri verilmelidir.
7) Aids ve diğer riskler konusunda eğitim verilmeli Eşcinsellik ve Türkiye
Eşcinsellik dünyanın farklı yerlerinde benzer yaygınlıkta görülürken kimi toplumlarda bu kavram tümüyle yok sayılır. Bazı toplumlar diğerlerine göre daha kabul edicidir (Carrier 1980). Batılı gelişmiş ülkelerde oldukça iyi örgütlendikleri görülen eşcinseller bu sayede kendi haklarını koruyabilmekte karşılaştıkları sorunlarla (izolasyon, iş bulma güçlüğü, eşcinsellere özel eğlence yerleri) daha kolay başa çıkabilmektedirler. Terapistler de bu tür . organizasyonları hem eşcinsellerin hem de ailelerinin sorunlarının çözümünde destek amaçlı kullanmaktadırlar (Davies). Ayrıca bu ülkelerdeki eş cinseller kendilerine özgür cinsellik, daha sosyal bir hayat vs gibi özelliklerin görüldüğü bir alt kültür oluşturmuşlardır.

Türkiye eşcinseller açısından bakıldığında daha çok reddedici ülkeler gurubuna yakın gibi görünmektedir. Bu tür toplumlarda cinsiyet rolleri ?gender roles? kesin sınırlarla ayrılmıştır ve kadınsı davranan erkeklere tepki vardır ve karşı cinse ait davranışlar göstermekle eşcinsellik eş tutulur. Hatta maço kültürlerde ?aktif rolde? (insertor) cinsel ilişki çoğunlukla erkek baskınlığının bir özelliği gibi görülür ve ?pasif roldekiler? (insertee) eşcinsel olarak nitelenir(carrier). Bir çok eşcinsel, ülkemizde halen çok önemsenen evlilik, çocuk sahibi olmak, din ve ahlaki değerlerin baskısı altında ciddi içsel çatışmalara ve sosyal baskılarla karşılaşmakta ve kişi kendisini eşcinsel olarak nitelemekte bile güçlük çekmekte, diğer bir deyişle ?kendini bulma? süreci çok daha zor ve uzun olmakta ve homofobik özelliklerin yerleşimi kaçınılmaz olmaktadır. Daha önce sözü geçen, batılı ülkelerdeki eşcinsel destek kuruluşlarından yoksun olan bu gurup daha sıkıntılı ve depresif, yer altında kalmış bir alt kültürü yaşamaya mahkum kalmaktadır.

Eşcinsellikle ilgili bazı yanlış inanışlar (Mitler) Erkek eşcinseller kadınlığa özenir ve kadınsı hareketleri ile kolayca tanınırlar. Eşcinseller, erkeklerin (heteroseksüellerin) peşinde koşar. Sadece pasif rolde cinsel ilişki kurarlar. Sadece aktif rolde olanlar heteroseksüeldir. Eşcinsel ilişkide anal seks kuraldır. Evlendirilirse eşcinsel değişir, düzelir.

Sonuç: Eşcinsellik çoğunlukla zor ve acı dolu bir sürecin sonunda oluşan bir durumdur. Artık patolojik kabul edilmeyen bu cinsel yönelim biçimini yaşayan insanlar çoğunlukla kültürel ve sosyal baskılardan kaynaklanan zorluklar yaşamakta, bu gurubun bir kısmı sorunları için psikolojik danışma ya da sağaltıma gerek duymaktadırlar. Yönelimden, çevreden kaynaklanan baskıların yanı sıra . eşcinsel cinsel işlev bozuklukları da bu gurubun yoğun olarak yaşadığı güçlükleri oluşturmaktadır. Bu konuyla ilgili yeterli eğitim almış, homofobik özellikleri olmayan ya da bu özelliklerinin farkında olan, eşcinsel alt-kültürüne saygılı, yargılayıcı olmayan anababalar, eğiticiler, yöneticiler ve terapistler, cinselliğinden ve kendinden nefret eden, kendine güvenini kaybetmiş insanlar yaratmak yerine, uyumlu, mutlu, üretken, cinselliğini ve sevgisini kendi tercihi doğrultusunda kullanabilen insanların oluşmasına katkıda bulunacaklardır.

Neden eşcinsel olunur?
Neden bazı insanların eşcinsel olduğu, çok sorulan, çok tartışılan bir konu. Farklı kesimlerden insanlar, genetiği, ailenin yetiştirme biçimini, şu ya da bu yaşam olayını sorumlu tutma eğilimi gösteriyor. Bilimsel anlamda bugün için, bu soruya verilebilecek en dürüst . yanıt, ?henüz bilmiyoruz?dur. Heteroseksüelliğin ya da biseksüelliğin de neden olduğunu henüz bilmiyoruz.

Bilimsel olarak nedenini bilmediğimiz,kesin bir neden sonuç ilişkisi kurulamayan daha birçok durum var. Buna rağmen, toplumun insanların cinselliğini standartlaştırma eğilimi nedeniyle, neredeyse yalnızca eşcinselliğin nedeni konuşulur. Bu dışlamanın, ?normal? dışı saymanın açık bir dışa vurumudur.

Bazıları, eşcinsellerin cinsel kimlikleriyle toplum içinde bulunmalarına, ?gençleri bu yaşam biçimine özendireceği için? karşı çıkarlar. Erkeklerin ya da kadınların toplu halde bulunduğu ortamlarda, eşcinsel eğilimlerin gelişmesinden endişelenilir. Ana-babalar, büyük bir tehlike söz konusuymuş gibi, çocuklarının eşcinsel olmasından korkarlar. Birçok iş alanında eşcinsellerin çalıştırılmasına iyi gözle bakılmaz.

Öte yandan, birçok insan sosyal çevrelerindeki eşcinselleri bilmezden gelir. Birçok . eşcinsel birey de, cinsel kimliklerini en yakın çevrelerinden bile özenle gizleme gereğini duyar. Toplumsal kabul gören tek tip cinsellik modelinde, bir kadın ile bir erkeğin evlilik kurumu içinde kurdukları, tek eşli, üremeye açık, cinsel birleşmeler yer alır. Bu cinsellik modeli, dünya üzerinde yaşayan tüm insanlar için en uygun, en istenir . model olmayabilir.

Heteroseksüel kadın ve erkekler, tek eşli bir evlilik istemeyebilirler, evlilik kurumunu ya da çocuk sahibi olmayı reddedebilirler ya da çocuklarını tek ebeveynli bir aile içinde büyütmeyi seçebilirler. Heteroseksüel kadın ve erkekler, farklı cinsel eşlerle, farklı kurallarda ilişkiler kurabilir ve kendi cinsel yaşamlarını standart kabul edilen cinsellik modeli dışında kurabilirler. . Bunlar da toplumun çok onayladığı durumlar değildir ama birçok kişi, birçok ortamda çok fazla sorun yaşamadan, toplumsal kabul görür. Biseksüel kadın ve erkekler ise, toplumsal çevrelerinde fazla dikkat çekmezler.

Eşcinseller için durum farklı gelişir. Yaygın yanlış inanışlar etkisinde yetişen bireyler, kendi eşcinsel yönelimlerini fark ettiklerinde, ana-babaların ya da yakın çevrenin gösterdiğine benzer tepkiler verebilir. Eşcinsel yönelimlerini kabul etmekte, buna uygun cinsel etkinliklere girişmekte, bu cinsel etkinliklerden aldıkları haz ile cinsel doyum sağlamakta çeşitli zorluklar yaşayabilirler.

İlk farkına varma döneminde, duygusal bocalamalar, depresyonlar, cinselliği veya eşcinselliği toptan reddetme eğilimi ve heteroseksüel cinsel davranış geliştirme çabaları gösterebilirler. Bu dönemi kendi kendilerine, profesyonel yardım alarak . veya diğer eşcinsellerin desteği ile aşabilirler. Kendi cinsel kimliklerini kabul ettikten sonra da, yakın çevrelerine açılmakta ciddi zorlukları olabilir.

Elbette cinsel yönelimimizi veya cinsel eş seçimimizi başka insanlara açıklamak zorunda değilizdir. Ancak bir eşcinsel birey, yakın çevresinin neden karşı cinsten bir kız/erkek arkadaşı olmadığı, neden hâlâ evlenmediği, neden yalnız yaşadığı, neden hâlâ çocuk yapmayı düşünmediği gibi soruları karşısında daha çok bocalar.

Eşcinsel bireyler, yakın çevrelerine farklı oranlarda açılırlar. Kimi ailesinin birçok üyesine, kimi kabul göreceğine inandığı bazılarına açılır. Birçok eşcinsel ailesiyle bu konuda konuşmamıştır, aile üstü kapalı bir biçimde durumu kabul etmiş veya anlamazdan gelmektedir. Aynı durum arkadaş çevresi için de geçerlidir. İş çevresinde de durum, tam bir gizlilikten, konuşulmadan veya nadiren açıkça kabule kadar değişebilir. Bütün bu alanlarda eşcinsel birey, cinsel yanlış inanışlardan etkilenme düzeyine, içinde bulunduğu ortamın sosyal yapısına, mesleğinin özelliklerine, sosyal çevresindeki desteğe göre değişen oranlarda güçlük yaşar.

Aile ve arkadaş çevresinin kabul ve onayı herkes için olduğu gibi, eşcinsel . birey için de önemlidir. Diğer eşcinsel bireylerle sorunların ve belki ortak çözüm yollarının paylaşımı önemli bir destek oluşturacaktır.

Eşcinseller farklı mıdır?
Anatomik cinsiyet, doğuştan belirlenir. Cinsel kimlik, erken çocukluk yaşlarında gelişir. Ergenlik döneminde cinsel yönelim ortaya çıkar. Bu temel yapı üzerinde istemli bir seçimimiz söz konusu değildir. Ancak bu yapının üzerine, cinsel . bilgi ve deneyimlerimizi, kişisel değer yargılarımızı ekler, cinsel davranışlarımızı dış dünyadaki olanaklarımıza göre belirler ve cinsel eşimizi seçebiliriz.

Eşcinsellikle ilgili yanlış inanışlar çok yaygın ve abartılı boyutlarda olabilir. Çoğu insanın kafasında kavram kargaşası olmakla birlikte, eşcinsellerin cinsel kimlikleri, anatomik cinsiyetleriyle uyumludur. Bir eşcinsel erkek, aynen heteroseksüel bir erkek gibi, erkek kimliğini benimsemiştir, erkek bedeninde olmaktan, erkek cinsel organlarından memnundur, bunların cinsel işlevlerinden haz alır. Aradaki tek fark cinsel eş seçimindedir.

Heteroseksüel erkeğin cinsel fantezilerinde genellikle kadın bedeni veya kadınla kurulacak cinsel ilişki vardır; eşcinsel erkek, erkek bedenini ve erkekle cinsel ilişkiyi hayal eder. Heteroseksüel erkek, bir kadını cinsel eş olarak ister, bir . kadınla cinselliği de içeren bir ilişki yaşamak ister, eşcinsel erkek, bir erkeği cinsel eş olarak ister, bir erkekle cinsel ilişkiden haz alır ve bir erkekle beraberlik ister.

Eşcinsel kadınlar da heteroseksüel kadınlar gibi, kendilerini kadın hissederler, kadın cinsel organlarının işlevlerinden hoşnutturlar, sadece cinsel eşlerinin de erkek değil kendileri gibi bir kadın . olmasından cinsel doyum sağlarlar. Eşcinseller kendi cinslerinden biriyle beraberlik isterler ama bu kendilerini diğer cinse ait hissetmeleri demek değildir. Yani erkek eşcinsel kendini erkek olarak hisseder ve kendisi gibi bir erkekle beraberlik ister. Kadın eşcinsel de kendini kadın hisseder ve kendisi gibi bir kadınla ilişkiye girer.

Eşcinsellerin ait oldukları cinsiyet ve cinsel kimlikleri konusunda olduğu gibi, ilişki biçimleri konusunda da pek çok yanlış inanış vardır. Cinsiyetimizi, cinsel kimliğimizi, cinsel yönelimimizi istemli olarak seçemeyiz. Ama cinsel davranışlarımızı, genel veya cinsel ilişkilerimizin biçimini belirleyebiliriz. Bunu kendi değer yargılarımıza, yaşam koşullarımıza ve olanaklarımıza göre hepimiz farklı şekilde yaparız. Heteroseksüel veya eşcinsel olalım, kadın ya da erkek olalım, ömür boyu sadece tek bir cinsel eşimiz olabilir, yaşamımızın farklı dönemlerini farklı ama hep tek bir cinsel eşle geçirebiliriz, aynı anda bir kaç cinsel eşimiz olabilir veya sürekli değişen cinsel eşlerimiz olabilir. Bu cinsiyetimize, cinsel kimliğimize veya cinsel yönelimimize değil, kişisel kimlik ve kararlarımıza bağlı bir durumdur. Cinsel olmaktan çok ahlâkî bir seçimdir.

Genellikle eşcinsellerin daha çok eş değiştirdiğine, uzun süreli ve doyumlu beraberlikler kuramadıklarına inanılır. Oysa hem heteroseksüel kadın ve erkekler arasında gizli veya açık olarak çok cinsel eş değiştirenler hiç de az değildir. Hem de eşcinsel çiftler içinde ömür boyu birlikte yaşayanlar, uzun süreli beraberlikler kuranlar, hak elde edebildikleri ülkelerde evlenenler vardır. Öte yandan heteroseksüel bireylerin çoğunun da sürekli ilişkilerde pek çok sorunları olabilir, doyumsuz ve sorunlu ilişkileri ekonomik nedenlerle, çocukları olduğu için ya da herhangi bir nedenle sürdüren birçok çift de vardır. Elbette eşcinsel çiftler de uzun süreli ilişkilerde, aynen heteroseksüel çiftlerde olduğu gibi, genel veya cinsel iletişime ilişkin sorunlar yaşayabilir ve bu sorunlar nedeniyle profesyonel yardım da alabilirler.

İnsanların cinsiyetleri, cinsel kimlikleri,cinsel yönelimleri yaşamın başka alanlarındaki işlevlerini doğrudan çok fazla etkilemez. Kadın ya da erkek olalım, heteroseksüel, biseksüel ya da eşcinsel olalım, aynı biçimde kendimize özgü bir insanız.

Okul veya iş yaşamımızda iyi / kötü, başarılı / başarısız olabiliriz. İyi bir öğrenci, başarılı bir mühendis, saygın bir avukat, becerikli bir tamirci, çalışkan bir esnaf, dürüst bir memur, ünlü bir sanatçı olup olmamamızın, cinsel kimliğimizle de cinsel yaşamımızla da bir ilgisi yoktur.

Kişilerin cinsel yaşamı yalnızca kendilerini ve cinsel eşlerini ilgilendirir.

Erkek üreme Organları

Cuma, 20 Şubat 2009

Erkek üreme Organları

Erkek üreme sisteminin dış organları penis, skrotum ve testislerdir. İç organlar ise vas deferens, üretra, prostat bezi ve seminal veziküllerdir. Erkeğin genlerini taşıyan sperm testislerde yapılır ve seminal veziküllerde depolanır. Cinsel ilişki sırasında sperm meni adı verilen bir sıvının içinde vas deferensten sertleşmiş penise taşınır.

1. Penis (Kamış)
Penis karın duvarına yapışık bir kök, orta bölüm olan gövde ve koni biçimli ucu olan glanstan oluşur. Glans penisin ucunda üretra (meni ve idrar taşıyan kanal) dışa açılır. Glans penisin tabanı korona olarak adlandırılır. Sünnet edilmemiş erkeklerde koronanın uzantısı olan sünnet derisi (prepusyum) glans penisi örter.

Penis gövdesinin büyük bir bölümü erektil (sertleşebilen) dokudan oluşan üç silindirik alandan (sinüsler) meydana gelir. Büyük olan iki alan (korpus kavernosum) yanyanadır. Üçüncü sinüs olan korpus spongiosum (süngersi cisim) üretranın çevresini sarar. Bu alanlar kanla dolunca penis büyür, dikleşir ve sertleşir (ereksiyon).

2. Skrotum (Erbezi kesesi)
Testisleri saran ve koruyan ince kırışık derili kesedir. Skrotum ayrıca testisler için bir ısı kontrol sistemi olarak görev yapar; spermlerin normal gelişmesi için testislerin vücut sıcaklığından biraz daha düşük ısıda (35ºC) olması gerekir. Skrotum duvarındaki kremaster kasları gevşeyip kasılarak testislerin serinlemesi için vücuttan uzaklaşmasını ya da ısınması ya da korunması için vücuda yaklaşmasını sağlar.

3. Testisler (Erbezleri)
Skrotumun içinde bulunan değirmi biçimli oluşumlardır; genellikle sol testis sağdakinden biraz daha aşağıdadır. Testislerin iki işlevi vardır: sperm yapımı ve testosteron (başlıca erkek seks hormonu) sentezi.

4. Epididim
Testislere bitişik olan epididim yaklaşık 6 metre uzunluğunda bir tüp yumağıdır. Testislerden spermi alır ve spermin olgunlaşmasına elverişli bir ortam yaratır. Sol testis sağdakine göre biraz daha aşağıdadır.

5. Vas deferens (Meni kanalı)
Epididimden spermi alıp taşıyan kordon benzeri bir kanaldır. Her bir testisten çıkan kanal prostatın arkasından yukarı çıkar ve üretraya girerek ejakülasyon kanallarını oluşturur. Vas deferense paralel giden kan damarları ve sinirler gibi diğer yapılar bir arada sperm kordonunu oluşturur.

6. Üretra (İdrar Yolu)
Bu kanal idrarı mesaneden aşağı taşıyan idrar yolunu ve üreme sisteminde meninin dışarı atıldığı bölümü oluşturur.

7. Prostat Bezi
Pelviste mesanenin hemen altında yer alır ve üretranın orta bölümünü çevreler. Genellikle ceviz büyüklüğünde olan bu bez yaşla birlikte büyür. Prostat ve üstündeki seminal veziküllerde spermin beslenmesini sağlayan bir sıvı yapılır. Bu sıvı spermin ejakülasyon sırasında içinde bulunduğu salgı olan meninin hacminin büyük bir bölümünü oluşturur. Meninin içerdiği diğer sıvılar vas deferens ve penis başındaki müköz bezlerden gelir.

Testis Kanserine Dikkat

Cuma, 20 Şubat 2009

Testis Kanserine Dikkat

Testis kanserleri 15-35 yaş erkeklerde en sık görülen kanser tiplerindendir.Ancak aylık kendi kendine muayene ve semptomların değerlendirilmesi ile hastalık erken dönemde yakalanabilir ve tedavisi kolay bir aşamada müdahale edilebilir.

Testis kanserlerinde görülen semptomlar:

*Testislerde küçük ağrılı kitle
*Scrotumda ağırlık hissi
*Alt karın bölgesinde veya kasıkta ağrı
*Testislerde elle herhangibir değişiklik hissedilmesi
*Scrotumda ani kan veya sıvı toplanması
*Erken teşhiste en önemli kısım aylık kendi kendine muayenedir.Muayene için en iyi zaman sıcak bir banyo veya duştan sonra scrotumun sıcakla gevşediği andır.

Muayenede izlenecek adımlar:
*Aynanın karşısında ayakta durun.Scrotum derisinde herhangibir değişiklik veya şişlik olup olmadığına bakın
*Herbir testisinizi heriki elinizle muayene edin.Orta parmaklarınız testisin altında, başparmağınız üstünde olmak üzere parmaklarınız arasında testisi nazikçe çevirin.Bir testisiniz diğerinden daha büyükse bu sizi şaşırtmasın.Bu normaldir.
*Spermi taşıyan ve biriktiren yumuşak ve tubuler bir yapı olan epididymisi bulun.Kanserli kiteler genellikle testisin bu bölgesinde yerleşir.Ancak testisin ön yüzündede görüldüğü olur.

Eğer bu muayene sonucunda bir kitle ile karşılaşırsanız hemen doktorunuza . görünün.Bu kitle kanseröz olsun olmasın hemen tedavi edilmezse yayılabilir.Unutmayın testis kanseri özellikle erken teşhis ve tedavi ile yüksek gerileme şansına sahiptir.Hemen tüm hastalarda testis kanseri yalnız tek testiste oluşur.Bu vakalarda erkek sexual ve üretken fonksiyonlarını diğer testisi ile sürdürebilir.

Andropoz

Cuma, 20 Şubat 2009

Andropoz

Kadınların menopoz öncesi ve sonrasındaki dönemlerde yaşadıkları hakkında herkes bir şeyler bilir. Andropozdan ise pek söz edilmez.
Yılların yavaş yavaş tırmanan etkilerini ve sonuçlarını, erkekler kendi aralarında bile pek konuşmazlar. Gerçi kadınlarda adetten kesilme kesin bir eşiktir. Erkeklerde ise böyle keskin bir çizgiden bahsedemeyiz. Ama yine de bu konunun pek gündeme gelmemesinin nedenleri arasında, sanırım biraz ‘erkeklik gururu’ var.
Erkeklerin çoğunluğu 30 ile 45 yaşları arasında vücutlarında bazı değişiklikler olduğunu fark ederler. Bu belirtiler, yaşlanma başlangıcı veya ‘olgunlaşma’ belirtileri gibi görülerek pek önemsenmez. Oysa sayısız araştırmaya konu olan bu değişimlerin altında hormon dengesinin giderek bozulması yatar. Bu, 45 yaşından sonra da artarak devam eder.
İşte bazı belirtiler

Testislerde küçülme ve sertleşme ( testosteron azalmaz )
Ereksi yonda güçlük, olduğunda uzama
Yavaş ve güçsüz meni çıkarma

Bu değişimleri etkileyen en önemli faktörler ise söyle sıralanabilir ;
Vücut değişimleri, kas gücünde azalma, çabuk yorulma
Kalp-damar hastalıkları
Solunum sistemi hastalıkları
Seker hastalığı
Dejeneratif eklem hastalıkları
Prostat hastalıkları, operasyonlar
Kullanılan bazı ilaçlar ( tansiyon, depresyon vb.)
Alkol, sigara
Basarisizlik korkusu
Cinsel ilişki sırasında ölme korkusu
Monotonluk
Beklentilerin azalması
Toplumun yaslı cinselliğini yok farz etmesi
Kendine ait bir mekana sahip olamama
Sosyo-ekonomik güçlükler
Hanımlarda olduğu gibi hormon tedavisine gerek yoktur çünkü üretim azalmamıştır. Ancak genel sağlık sorunlarının yanında özellikle damar hastalıklarına bağlı olarak gelişen sertleşme problemi ve prostat büyümesine bağlı idrar sıkıntıları nedeniyle düzenli hekim kontrolleri gereklidir.

Eğer sertleşme olamıyorsa, günümüzde çok çeşitli ve güvenli penim protezler (mutluluk çubuğu) basit operasyonlar ile uygulanabilmektedir.

Prostat büyümesi önemlidir çünkü idrar yolunu tıkayarak çok rahatsız eder. Bu durumda kolay ancak dikkatle gerçekleştirilen operasyonlar basari ile yapılmaktadır. Bu operasyonlardan sonra sertleşme biraz güçleşmekte, meni çıkarma işlevi son bulmaktadır.

Penis Eğrilikleri

Cuma, 20 Şubat 2009

Penis Eğrilikleri

1)Doğuştan olan penis eğrilikleri genellikle erkeğin cinsel aktif sürece girdiği ve penis boyutlarının geliştiği ergenlik çağında belirginleşir.

Tanıyı genelde bu çağdaki erkekler kendi gözleriyle eğriliği fark ederek kendileri koyar. Ancak birçok penis eğriliği hastasının utanma duygusu nedeniyle böyle bir sorunları olduğu halde doktora gitmediğini biliyoruz.

Hastaların özel ortamlarında penislerinin sertleşmesi ve bunu kendi çektikleri fotoğraflarla doktorlarına göstermeleri, tanıdaki önemli basamaklardan biridir. Doğumsal penis eğriliklerinin tedavisi mümkündür ve ameliyattır. Bu durum aslında biraz da penis estetik ameliyatı gibi de değerlendirilebilir.

2)Edinsel penis eğriliklerinin en yaygın olanı Peyronie hastalığıdır. Penisteki ereksiyonu sağlayan yapıları çevreleyen kılıfsı dokuda kollajen denilen bir maddenin birikimi ile bu dokuda plak tarzında sert alanlar oluşmasıyla karakterize bir hastalıktır.

Genellikle 40 yaşından sonra görülür. Bazı genetik etkenler, zorlamalı cinsel ilişki sonrası küçük damarlarda meydana gelen kanama odaklarının iyileşme sürecindeki hücre ve doku yenilenmesi veya E vitamini yetersizliğinin, bazen de şeker hastalığının neden olduğu gibi hipotezler vardır.

Hastalığın ilk döneminde sertleşme sırasında ağrılar ve peniste eğrilik meydana gelir.

Bu dönemde uygulanan ilaç tedavileri genelde %30-40 arası başarılı olur.

12-18 ayı kapsayan birinci dönem tamamlandıktan sonra Peyronie hastalığının kronik dönemi başlar. Bu dönemde eğrilik iyice artar. Eğriliğin derecesi bazen 150 derecenin bile üstüne çıkabilir. Bu dönemde sertleşme sırasındaki ağrılar azalır veya kaybolur.

Hastalar eğriliğin şiddetine bağlı olarak cinsel ilişki sırasında neredeyse akrobasi yapmak zorunda kalırlar.

Hastanın ereksiyon sorunu yoksa, eğriliği düzeltmek için gene bazı cerrahi teknikler uygulanır ve genelde de bu ameliyatlar başarılı sonuç verir.

Bazı cerrahi tekniklerin uygulanmasından sonra bazen peniste 1-2 cm lik kısalmalar olabilir. Bu yüzden penisin boyutlarına göre cerrahi tekniğin seçilmesi uygun olacaktır.

Peyronie’nin ileri dönemlerinde ciddi anlamda . ereksiyon sorunu da ortaya çıkabilir. Böyle bir durumda uygulanacak tedavi, penil protezlerdir (Mutluluk çubuğu) ve kesin tedavi çözümüdür.

Doktora gitmekten utanmayın çözüme kavuşun
Penis estetikleri ya doğuştandır ya da edinseldir. Ama her ikisinde de çözüm mümkündür. Hastanın ereksiyon sorunu yoksa, penis eğriliğini düzeltmek için bazı cerrahi teknikler uygulanabilir ve genelde . de bu ameliyatlar başarılı sonuç verir.