Anksiyete bozukluklarının ciddi düzeyde olanlarında bilişsel davranışçı terapi ve antidepresanlar birlikte kullanılırken, daha hafif olanlarda sadece bilişsel davranışçı terapiye başvurulmasının prognozu daha iyi ve uzun sürelidir. Tedavinin başarısı içinenönemli kural doğrutanıyı koymaktır. Anksiyete bozukluklarının örneğin fiziksel hastalıklardan ayırıcı tanısı yapılmalıdır. İkinci önemli nokta, hastanın ilaç kullanımına olan tavrıdır. Bir ilaç başladıktan sonra hastaların %50’si ilk 3 ay içinde ilaç kullanmayı bırakır; az sayıda hasta ise yazılan reçeteyi hiçbir zaman almaz. Tedaviye uyum esastır ve hastanın bu konudaki tereddütleri açıkça konuşulmalıdır. Öte yandan uygun tedavi yapılmazsa anksiyete bozukluğu olan hastalar sık sık hekime başvururlar. Özellikle panik bozukluğu olan hastalar aile hekimleri, kardiyoloji ve acil servise sık sık başvururlar. Bu aynı zamanda ekonomik olarak da zarara neden olur. Bu nedenle başta ilk basamak hekimliği ve acil servislerde panik bozukluk olmak üzere, tıbbi hizmetlerin her basamağında anksiyete bozuklukları iyi tanınmalı ve tedavi edilmelidir. Antidepresan reçete edilmesinde önemli kurallar SSRI (seçici serotonin geri alım inhibitörü) kullanımı planlanıyorsa yan etkileri en aza indirmek için ilk dört gün uygun dozun yarısı başlanmalıdır. İki haftadan sonra yan etkiler düzene girer, bu nedenle ilk iki haftaki ajitasyonu hafifl etmek için bir anksiyolitik kullanımı faydalı olabilir. Hastaların bazı konularda uyarılması gerekmektedir. İlacın asıl etkisi en az iki, muhtemelen dört hafta içinde başlar. Hastalara bu söylenmezse bir hafta sonra ilacın işe yaramadığını düşünüp keserler. Fayda görebilmek için her gün alınmalıdır. İyileşme dalgalanma gösterebilir, bu dönemlerde tedaviden umut kesilmemelidir. Semptomlar tamamen iyileştikten sonra da ilaca devam edilmelidir. Yan etki profili hakkında bilgi verilmeli ve genelde sınırlı kaldıkları ifade edilmelidir. Hamilelikle beraber kullanılmasının sakıncalı olabileceği, herhangi bir endişeleri olduğunda ya da ilacı bırakmaya karar verdiklerinde önce danışmaları bildirilmelidir. İlk bir ay doz etkili olmazsa yarım doz kadar arttırılmalı ve iki hafta beklenmeli, bu şekilde gerekirse maksimum doza kadar çıkılıp her seferinde ikişer hafta beklenmelidir. Anksiyete bozuklukları için genellikle yüksek doz antidepresan kullanımı gerektiği bildirilmiştir.
‘Ruh ve Sinir Hastalıkları’ kategorisi için Arşiv
Anksiyete Bozukluğu Tedavisi
Perşembe, 06 Ağustos 2009Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB)
Perşembe, 06 Ağustos 2009OKB en ciddi ruhsal hastalıklardan biridir. Hastalar utanç duymaları ve saklamaları nedeniyle çoğunlukla geç tanı ve tedavi alırlar. Her yaşta ortaya çıkabilir; fakat en sık ergenlikte başlar. OKB hastaları tekrar eden obsesyonlar ve/veya kompulsiyonlardan yakınırlar. Bunlar kişide belirgin sıkıntı yaratır; iş, okul, kişiler arası ilişkiler ve günlük aktivitelerini bozar. Obsesyonlar bir kişinin sürekli aklına gelen istenmeyen görüntü, düşünce, fikir, zorunluluk ya da dürtülerdir. Genellikle anlamsız, sevimsiz hatta çirkindirler. OKB’de sık görülen obsesyonlar şunlardır: kontaminasyon, temizlik, saldırganlık, cinsellikle ilgili, biriktirme, saklama, doğaüstü düşünce, somatik, vücut şekliyle ilgili, dini, belirli şeyleri bilmek ve hatırlamak, doğru şeyi söylemek, istenmeyen görüntü, ses, kelime, müzik, sayılar, batıl itikatlar. Kompulsiyonlar genellikle bir obsesyonun ortaya çıkardığı sıkıntıyı azaltmak için yapılır. Fakat kompulsif davranış aşırıdır ve genellikle bellirli bir şekilde, hatta özellikle kişinin kendi belirlediği kurallarla yapılmalıdır. Kompulsiyonlar bırakılmaz; çünkü obsesyonlarla ilişkili olan sıkıntı, suçluluk, depresyon, huzursuzluk ve gerginliği azaltırlar. Birçok hasta kompulsiyonlarının aşırı olduğunun farkındadır. OKB’de sık görülen kompül siyonlar şunlardır: yıkama, temizleme, kontrol etme, tekrarlama, sayma, düzenleme, biriktirme, saklama, batıl davranışlar, onay arama, zihinsel törenler, söyleme, sorma, itiraf etme gereksinimi, aşırı liste yapma, önlem alma. Pratisyen hekimler OKB hastalarını depresyon ve anksiyeteleri nedeni ile görürler. Dermatolojistler yara olmuş elleri, egzema, trikotilomani, plastik cerrahlar görüntüleri ile ilgili endişe, onkologlar kanser olma korkusu, kadın-doğum uzmanları hamilelik sırasında ortaya çıkan OKB ve sürekli duş alma nedeniyle vajinal rahatsızlıklar, ürologlar AİDS olma korkusu, nörologlar OKB ile ilişkili Tourette Sendromu nedeniyle görürler.
Panik Nöbet Ölçütleri
Perşembe, 06 Ağustos 2009Aşağıdaki belirtilerden dördünün (veya daha fazlasının) birden başladığı ve 10 dk. içinde en
yüksek düzeyine ulaştığı ayrı bir korku veya rahatsızlık duyma döneminin olması:
1. Çarpıntı, kalp atımlarını hissetme veya kalp hızında artma olması
2. Terleme
3. Titreme veya sarsılma
4. Nefesin kesilmesi veya boğulma hissi
5. Sesin kesilmesi hissi
6. Göğüste ağrı veya sıkıntı hissi
7. Bulantı veya karında rahatsızlık hissi
8. Sersemlik hissi, yerinde duramama, baş dönmesi ve fenalaşma hissi
9. Derealizasyon (gerçek dışılık hissi) veya depersonalizasyon (kendinden ayrılmış olma hissi)
10. Denetimi yitirme veya çıldırma korkusu
11. Ölüm korkusu
12. Paresteziler
13. Sıcak basması veya üşüme hissi
Panik Bozukluk
Perşembe, 06 Ağustos 2009Panik bozukluk tekrarlayan, beklenmedik panik hecmelerin ciddi sıkıntı ve işlevsellik kaybına yol açtığı bir hastalıktır. Özellikle agorafobi ile komplike olduğu zaman hayat kalitesi de düşer. Hastalığın etyolojisinde, hem genetik/ailevi hem kişiye özel çevresel faktörler hem de bilişsel ve davranışsal özellikler yer alır. Panik bozukluk Akut Miyokart İnfarktüsü ile sıkça karışır. Pratisyen hekimler panik bozukluğun tanınması ve tedavisinde en önemli rolü üstlenirler.
Post Travmatik Stres Bozukluğu (PTSB)
Perşembe, 06 Ağustos 2009PTSB genellikle tanı almayan ve tedavi edilmeyen bir anksiyete bozukluğudur. Bu karmaşık hastalığın biyolojik temelleri keşfedilmektedir ve tedavide yeni gelişmeler olmaktadır. İlk basamak hekimleri tarafından erkenden fark edilmesi ve tedavinin çabuk başlanması bu bozuklukla başa çıkılmasında önemlidir. Travmatik stresör hayatı, kişisel güvenliği ve fiziksel bütünlüğü tehdit eden bir olay olarak tanımlanmaktadır. PTSB’de üç ana semptom grubu travmatik bir stressörden sonra ortaya çıkan bu semptomlar travmatik olayın yeniden yaşantılanması, travmayı hatırlatan kişi, ortam ve nesnelerden kaçınma ve kronik aşırı uyarılma belirtileridir. Erkeklerin %60.7’si, kadınların ise %51.2’si hayatları boyunca herhangi bir travmatik stresöre maruz kalırlar; ama bu kişilerde erkeklerden sadece %8 kadınların ise %20’sinde PTSB gelişir. Bazı travmatik stresör örnekleri şunlardır: Saldırıya uğramak, ciddi bir yaralanma veya ölüme şahit olmak (düşman da dahil olmak üzere), işkence, fiziksel, cinsel tacize, çocukluk çağında temaruza maruz kalmak, yangın, sel, fırtına, deprem, kasırga, hortum gibi doğal afetler, terörist saldırılar, bombalama, teknolojik felaketler, bir çatışma ya da afetten sonra insan cesetleriyle ilgilenmek, sayılan olaylardan herhangi birine şahit olmak (ikincil travma). Bu olaylara maruz kalmış hastalar patolojik anksiyete açısından sorgulanmalıdır . Psikososyal işlevsellik bozulur. Madde kötüye kullanımı, major depresyon, distimi, panik bozukluk ve yaygın aksiyete bozukluğu gibi diğer anskiyete bozuklukları ve borderline kişilik bozukluğu birlikte sıkça görülür.